Sabah altıyı yirmi geçe Göreme'nin küçük meydanında buluştuk. Kahveler henüz fokurduyordu; pansiyon sahibi Mehmet Bey kahvaltıyı toplantıdan bir saat sonrasına çekmişti, çünkü sekiz kişiden fazlasını almıyoruz ve grup kendi içinde tanışmaya zaman bırakıyor. Bisikletleri taşıdığımız küçük kamyonet Trek Marlin 7'leri altımıza dağıttı: kareli sapanlı, 27.5'lık tekerlekli, frenleri sabaha karşı kontrol edilmiş.1
Vadiye giriş, tabela değil, basit bir ahşap çiviyle işaretlenmiş. Patika genişliği yer yer iki bisiklete bile zor izin veriyor; bu yüzden sıralı gidiyor, ön rehber ben, arka rehber Engin. Asfaltı sevmiyoruz, bu cümleyi turun başında bir kez söylüyoruz, sonra zaten patika kendi kendini açıklıyor.
"Yavaş gidiyoruz, çok duruyoruz." Tur kuralı no. 1
Dördüncü kilometrede Hüseyin Amca'nın bağ evinin önünde duruyoruz. Şarap molası dördüncü kilometrede dedik mi? Evet — turun küçük şakası bu, ama Hüseyin Amca gerçekten bağ sahibi. Karnaval kupasında soğuk üzüm şırası, yanında sert peynir. Konuşma uzarsa molayı uzatıyoruz; programa şefkatle bakıyoruz.
Akşam Uçhisar'a vurduk. Mağara pansiyonun çatısında akşam yemeği, masada üç şişe Kavaklıdere, bisikletçi yorgunluğunun en sevdiğim hâli: konuşmuyorsun, sadece nefes alıyorsun.